banner92
banner101

Burada sizlere özellikle, “uzun süreli ilişkilerde” aşk ve bağlılık duygusunun “fizyolojik” olarak neden azaldığını ve yine her iki cinsde de yaşandığı halde erkek bireyleri daha çok etkileyen, eşini aldatma eğiliminin “fizyolojisini” tarif edecek ve çözümünü açıklayacağım.
Bu açıklamayı yapabilmek için testesteron, oksitosin, prolaktin ve dopamin gibi hormonların etkilerine yer vermem gerekli. Ancak bu hormonların isim ve etkileri konusuna o kadar çok takılmadan temel mekanizmaya odaklandığınız zaman en çok ikinci okumanızda bütün taşlar yerine oturacaktır.

Önce, Testesteron Hormonu Nedir?
Her iki cinsiyetde bulunduğu halde erkeklik hormonu olarak adlandırılan testesteron(tutku), cinsiyet hormonlarının belki de en önemlisidir. Erkeklerde testisler, kadınlarda yumurtalıklar tarafından üretilir. Her iki cinsde tutku, mücadele, sahip olma, başarma ve feth etme gibi pek çok duyguyu tetiklemesinin yansıra kan hücrelerinin yenilenme hızını arttırarak yaraların çabuk iyileşmesini sağlar, fiziksel gücü arttır ve yağ yakımını hızlandırır.

Aşk ve Bağlılık Hisleri İnsanın Testesteron Seviyesini Nasıl Düşürür?
Kadın veya erkek bir birey, karşısındaki insana aşık olduğunda vücudu bol miktarda testesteron hormonu, bir miktar adrenalin ve yavaş yavaş artan düzeyde oksitosin(bağlılık) hormonu salgılamaya başlar. Sadakat konusundaki anahtar hormonumuz, kronik eksikliğinin otizm ile ilişkilendirildiği oksitosin hormonudur. Bu annenin bebeğine olan bağlılığını sağlayan, bazı kültürlerde aşk, bazı kültürlerde ise annelik duygusu ile birlikte anılan çok özel bir hormondur. Kadın vücudundaki etkileri daha güçlü ve kalıcı olan oksitosin, bireyin aşık olduğu kişiye bağlı kalmasını sağlayarak O’nun iyiliği, sağlığı, beslenmesi ve barınması gibi konularda da endişelenmesine yol açar. Ayrıca vücutta artan oksitosin hormonu beraberinde prolaktin(süt hormonu)isimli, süt hormonu da denilen başka bir hormonunun da salgılanmasını sağlar. Vücut kaynaklarını artık prolaktin ve oksitisin üretmek için kullandığından testesteron hormonu üretimi zaten en başta sekteye uğramış olur.

Ayrıca prolaktin hormonu testesteronun tersi olarak, önemli ve güçlü bir kadınlık hormonudur ayrıca testesteron üzerinde büyük bir baskılayıcı gücü vardır. Prolaktin hormonu kas dokusunu azaltır, göğüs dokusunu büyütür, yağlanmayı arttırır. Yani testesteronun “ateş” olduğunu varsayarsak prolaktin “su” dur

Düşük Testesteron Seviyesinin Sonuçları Nedir?
İster erkek isterse kadın olsun testesteron hormonunun vücutta belli bir oranın altında olması pekçok fizyolojk ve psikolojik sıkıntılar yaşatır. Metabolizma yavaşlar, yağlanma eğilimi artar, kas ve kemikler eski güçlerini kaybeder, mutluluk hormonu denilebilecek olan serotonin hormonu(mutluluk) azalarak depresif duygu durumları baş gösterir ayrıca cinsel tutku anlamında büyük eksiklikler ortaya çıkar. Her iki cinsde cinsel anlamda bir şeyler yaşayarak geçirmeleri gereken süreleri daha başka şeylerle doldururlar. İngiltere’de yapılan kapsamlı bir araştırmada evli ve evli olmadığı halde iki yıldan fazladır birlikte yaşayan çiftlerin ortalama %25 oranında “cinsel olmayan birliktelik” sürdürdükleri tespit edilmiştir.
Arzu sorunları ayrıca ilişkide ki yakınlık ve samimiyet gibi duygulara da zarar verir. Bu olumsuzlukların yanında düşen metabolizma hızının canlının ömrünü uzattığı bilinmektedir. Yani bu durum insanı bir türlü ölemeyen ama türlü şikayetleri olan bir tür cansıza çevirir.

Peki Neden Böyle Bir Mekanizma Var ki?
Bu sorunun cevabı olarak birbiri ile paralel iki görüş var.
Birincisi ilkel insanlardan günümüze bireyin dünyaya gelen çocukları ile en azından onların hayatta kalmasına yetecek süre kadar bakım göstermesi ve bu süre içinde anne ve babanın birlikte olma eğilimi göstermesidir. Diğer bir destekleyici görüş ise, yine özellikle ilkel insanın veya birçok hayvanın kendi akrabaları ile ilişkiye girmek isteme ihtimalinin en başından önlenmesi olarak açıklanmıştır.

Testesteron Düşüyor İse O Zaman Bağlılık ve Sadakat Sorunları Nasıl Olabiliyor?
Testesteron seviyesi düşen kadınların çoğunluğu bu değişimin hayatın bir parçası olduğunu sanarak artık vasat hale gelen yaşamlarına artan şikayetler ile devam etmeyi seçerken, erkek bireyler çoğunlukla yaşadığı bu durumu bir tür zayıflık olarak adlandırarak rahatsız olma eğilimi gösterir. Rahatız olan birey kendince çözüm aramaya başlamışsa, bu olumsuz değişime tepki olarak içine kapanmaya, rutinlerini değiştirme ve ait olduğu ortamdan uzaklaşma eğilimi gösterebilir. Özellikle kuvvetinin azaldığı gerçeği ile yüzmeşmek istemeyen erkeklerde genelde alkole başlama veya bunu artık rutin hale getirme de bu dönemde görülebilir.
Eğer erkek birey sorunundan kaçmak veya bu soruna bir gerekçe icat etmek yerine bir çözüm arayışı içine girdi ise, bu çözüm ülkemizde ender de olsa bir hobi edinmek veya spor yapmaya başlamak gibi olabildiği halde, çoğunlukla süratli araç kullanmak, tehlikeli yatırımlar yapmak veya üstü kapalı olarak tarif etmek gerekirse; güvenilmeyen çevrelerde bulunmaya eğilim (çoğu toplumda orta yaş bulanılımı olarak adlandırılan bazı yaramazlıklar) gibi risk içeren pekçok faaliyet ile de ortaya çıkabilir.

Genelde risk içermeyen hobi, fiziksel aktivite ve egzersiz oksitosin hormonunu koruduğu halde testesteron hormonu miktarını arttırıcı etki gösterir ki bu çok sağlıklı bir durumdur. Ancak tehlikeye atılmak, kumar oynamak, karşı cins ile flört etmek veya daha öteye giderek cinsel kaçamaklar yapmak gibi faliyetlerin çok çarpıcı başka bir etkisi daha vardır. Bunlar vücuda bolca adrenalin ve dopamin(coşku) hormonu salgılatırlar.
Kronik eksikliğinin şirofreni ile ilişkilendirildiği dopamin hormonu her türlü seçimselriske giren sağlıklı bireylerde ciddi miktarda artış gösterir. Çoşku hormonu olarak da bilinen dopamin hormunu tıpkı prolaktin hormonunun testesteron hormonunu baskılaması gibi çalışır ancak dopamin hormonu, sadakatı sağlayan oksitosin hormonunu baskılar. Baskılanmış olan oksitosin hormonu artık prolaktin hormonununda üretilmesini sağlayamaz ve prolaktin hormonu artık masadan kalkınca bireyin testesteron seviyesi tekrar yükselmeye başlar. Yüksek dopamin hormonu yüzünden hem duygusal bağlılık sağlayan oksitosin hormonu hem de testesteron hormonunu düşüren prolaktin hormonu artık ortadan kalkınca birey duygusal bağlılıklarını artık “fizyolojik” olarak terk eder. Yani eğer aşık ise aşkı biter hatta çok uç örneklerde bir annenin çocuğunu terk ettiği bile görülebilir. Diğer yandan dopamin hormonu seviyesini artmasını sağlayan bu türlü riskli eylemler veya kaçamakların kendini daha iyi, aktif, güzel, yakışıklı ve hatta başarılı hissettirdiği düşüncesine kapılarak artık önceki zayıflığının sebebi olarak gördüğü eski ilişkisi veya hayatı ile bağlarını kopartmayı tercih edebilir.

O Zaman Çözüm Nedir?
İşte şimdi geldik hislerin bu mekanizma üzerinde ki etkisine; Kadın veya erkek, bir bireyin yeterli testesteron hormonu seviyesi için bir miktar sağlıklı beslenme ve egzersiz yapmasının yanısıra kişinin kendini iyi, güçlü, güzel, değerli, başarılı hissetmeye ihtiyacı vardır. Güçlü hissetmek derken, kimsenin dünyanın eşinin etrafında dönmesine izin vermesini söylemiyorum. Ancak çözüm, kültürümüzde neredeyse yer etmiş olan “aman şımarmasın” fikrinin tam aksine; İster basit bir ev tamiri isterse kolay bir yemek yapmak gibi, yaptığı işlerde eşinizi bariz şekilde takdir edin veya diğer insanlardan farklı olan özellikleri yüzünden kendisine hayran olduğunuz hissini iki günde bir doz yaşatın. Ayrıca bu çok etkili hislerin yanında iyi bir beslenme planı ile bir miktarda egzersiz yapıyorsa o zaman karşınızdaki bu canlının testesteron hormonu seviyesi öyle kolay kolay düşmeyecek ve artık olmayan problemi içinde abuk sabuk çözümler aramayacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Zeynep Can Çağlar 3 yıl önce

Kaleminize sağlık, yine bilimsel verilere dayalı öz ve duru bir makale olmuş...

banner100