Sevgili Okurlarım hepinize merhaba,

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün silah arkadaşlarıyla inşa ettiği Cumhuriyet, bugün 97 yaşında. Malum koronavirüs salgını nedeniyle meydanlarda olamasak ta, Okullarımızla resmi geçit yürüyüşü yapamasak ta Cumhuriyetimiz hep emin ellerde gelecek nesillere taşınacaktır.

Cumhuriyet Döneminden önce ülkemizde spor özel teşebbüsler aracılığıyla yapılmaktaydı. Büyük şehirlerde özellikle İstanbul’da birkaç spor kulübünün kendi aralarında yaptıkları ve ara sıra Avrupa’dan getirttikleri ekiplerle futbol maçları yapmaları şeklinde faaliyetler yapılmıştır. Futbolla beraber güreş, tenis, eskrim, yüzme, bisiklet ve hokey faaliyetleri ferdî olarak yapılmıştır. Sporun belli bir merkeze bağlanması ve spor branşlarının federasyonlar altında toplanması Cumhuriyet Dönemi ile başlamıştır. Cumhuriyetin ilanından 1936 yılına kadar süren dönemde sporu, Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakının yönlendirdiği görülür. Geçiş özellikleri gösteren 1936 – 1938 dönemindeyse Türk Spor Kurumu öne çıkar. 1938′den sonraki yılları kapsayan dönemde de Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü, sporun ulusal ölçekte örgütlenmesi görevini yüklenir. Bu görevi 1986 yılından sonra ise Gençlik Spor Genel Müdürlüğü sürdürmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, ulu önderimiz, çağdaş ve modern bir toplum yaratmanın bütün olumsuzluklarını tespit etmiş ve gerekli çözüm yollarını da beraberinde halkının ve insanlığın hizmetine sunmuştur. Beden eğitimi ve sporun sağlam bir ırk oluşturmada ve yurt savunmasında önemli işlevi olduğunu fark eden ender liderden biridir.

Atatürk’ün beden eğitimi ve spora verdiği önemi 18 Ağustos 1923 tarihli hükümet programında da görmek mümkündür. Programdaki şu satırlar dikkate değerdir: “Bireyin bedensel ve düşünsel yetenekleri gibi ahlâkî ve sosyal yetenekleri de geliştirilmeli ve bu amaçla beden eğitimi öğretmeni yetiştiren okul açılmalı, kulüpler ve gençlerin fikirleri zedeleyen politika ile meşgul olmamaları...” Nitekim çok geçmeden, Terbiye-i Bedeniyye Darülmualilmini (Gazi Eğitim Enstitüsü) kurulup Ankara’da hizmete girmiştir.

1924 yılında yürürlüğe giren “Köy Yasası” ile “nişan alma, cirit, güreş” gibi köy oyunlarını özendirmek, 1930 yılında çıkarılan “Belediye Yasası” ile de “çocuk bahçeleri, spor alanları, yerel ihtiyaçlara uygun stadyumlar yapmak ve işletmek” gibi yükümlülüklerin yerel yönetimlerce yerine getirilmesi zorunlu hale getirilmiştir. 1932 yılında Atatürk’ün talimatıyla halkevlerinin uğraş alanlarının içine spor da eklendi. Bu nedenle “Türk gençliğinde ve Türk halkında spor ve beden hareketlerine sevgi ve alaka uyandırılmalı, bunlar bir kitle hareketi, milli bir faaliyet haline getirilmelidir” diyen büyük önder daha o yıllarda, sporun kitle hareketinin de ötesinde bir “milli hareket” olduğunu söylemiştir. 1936 yılına gelindiğinde sporunun bir kamu hizmeti olduğu ve bu nedenle de devlet eli ile yürütülmesi gerektiği noktasından hareketle “Türk Spor Kurumu” kurulmuştur. TSK’nun kuruluş amacı şu şekilde belirlenmişti: “Temiz ahlâklı, yüksek karakterli, sağlam bünyeli, ulusuna inanan, gözü pek, yurdu korumayı en üstün amaç bilen ve bu uğurda bütün varlıklarını vermeye hazır olan bir spor gençliği yetiştirmek...

Türk Spor Kurumunun iki yıllık çalışmaları sonunda, 827 olan sporcu sayısını 27 bin 631’e, 13 olan bölge sayısını da 63’e çıkmıştı. Bu çabalar, 1936 Berlin Olimpiyat Oyunlarında ürününü verdi. 1936 Olimpiyat Oyunları, Türk spor tarihinde bir altın dönemin başlangıcı oldu. Türk sporcularından serbest güreşte Mersinli Ahmet Kireççi bronz, grekoromen stilde ise Yaşar Erkan altın madalya aldı, İstiklal Marşı ilk kez bu olimpiyatta çalındı ve Türk kızları ilk kez bu olimpiyatta ülkemizi temsil ettiler. Yaşar Erkan’ın kazandığı ilk olimpiyat şampiyonluğunu kutlayan Atatürk, Berlin’e şu telgrafı çekti:Kendin küçüksün ama memleket için çok büyük bir iş yaptın. Artık adın Türk spor tarihine geçti. Çok yaşa Yaşar.”

Atatürk'ün güreşe olan ilgisinin çocukluk yıllarından başladığı, çocukluk arkadaşı Asaf İlbay'ın şu sözlerinden de anlaşılmaktadır: "Çocukluk yıllarında da şık ve temiz giyinmeyi severdi. Kuvvetli ve cesaretli insanlara hayranlık duyardı. Güreşe bayılır, mahalle çocuklarını sık sık güreştirir, seyrine doyamazdı.''"Bütün millet ve memleket evlatlarını sportmen yapabilmek için sarf edilen çalışmanın ehemmiyet ve kutsiyeti aynıdır." diyerek spor kültürünün gelişmişliğinin her memleket için büyük önem taşıdığını vurgulamıştır."Cumhuriyet fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli ve yüksek seviyeli muhafızlar ister." ve "Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim." derken bizlere donanımlı birer sporcu olmamızı öğütlemiştir.

Atatürk, denize ve doğaya âşıktı. Yüzmekten ve kürek çekmekten keyif aldığı da tarihsel kayıtlarda mevcuttur. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kalması, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşılabilmesi için sağlam kafalara ihtiyaç olduğuna inandığından,Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” demişti. İşte onun spor politikası bu idi.

Bu vesileyle Cumhuriyetimizin 97.yılını en içten dileklerimle kutluyor, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve Silah arkadaşlarını rahmetle anıyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100